ASLA UMUDUNU KAYBETME

 

 

Aşağıda okuyacağınız hikayeyi seneler evvel okumuş ve çok beğenmiştim .

Hani bazen olur ya aklınız durur, hep kötü düşünürsünüz hatta bazen nefes bile alamayacak duruma gelirsiniz .Bizler böyle düşüncelere kapılmanızı pek istemesek de maalesef olur buna  benzer  davranışlar .

Bazen küçük istavrit gibi değişik menfaatlar için bize uzatılan olanakların peşine düşeriz . Hiç tartmadan , ne olduğunu bilmeden . Bizler de  gökyüzünü ,değişik atmosferi ,oradaki farklı dünyayı merak ederiz . Ve kaptırırız kendimizi. İlk başta görüntü hoş gelir ,arkasından birileri kavrar  bizi oradan oraya  savurur.Sonra  anlarız ama iş işten geçmeye başlamıştır gerçeklerle yüzyüze geldiğimizde. İlk başta bir sızı olur ve  kara  kara düşünmeye  başlarız .Çaresizliğe kapılırız... Herşeyin bittiğini  düşünürüz...

O sırada düşünürüz . " Nasıl böyle bir  hata  yaptım " diye , Nasıl kandım ?, Nasıl düşünemedim ? diye ... 

Sonra düşünmeye  başlarız  . Olumlu düşünmeye çalışırız . Eğer bunu başarabiliyorsak Yavaş yavaş düşünce tarzımızdaki  değişikliğin farkına varırız .

İşte  küçük istavriti kurtaran  o şefkatli ve insaflı el aslında "KENDİ BEYNİMİZDİR "  

Umutsuzluğa kapılmadan yaratıcı beynimizle olaylara daha olumlu bakarak zorlukları aşabiliriz.

Yeşil leğendeki küçük istavrit!

 Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye. 

Önce müthiş bir acı duydu dudağında.
Gümbür, gümbür oldu yüreği, sonra hızla çekildi yukarıya.
Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü; neye benzerdi acep gökyüzü?
Bir yanda büyük bir merak, bir yanda ölüm korkusu.
Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu.
Küçük istavrit anladı; yolun sonu.
Koca denizlere sığmazdı yüreği, oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci.
İnsanlar gelip geçtiler önünden: bir kedi yalanarak baktı gözünün içine.
Yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu.
Son bir defa düşündü derin maviyi, beyaz mercanı.
Bir de yeşil yosunu.

İşte tam o anda eğilip aldım onu...

Yürüdüm deniz kenarına, bir öpücük kondurdum başına, iki damla göz yaşından ibaret sade bir törenle saldım denizin sularına.

Bir an öylece bakakaldı.

Sonra sevinçle dibe daldı gitti, bütün kederimi söküp atarak.

Teşekkürü de ihmal etmemişti; birkaç değerli pulunu elime, avuçlarıma bırakarak.

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme: sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye.

"Bir gün" dedim;
"bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, son âna kadar hep bir ümidim olsun diye."


Nâmık KEMAL