HAYATIMIZDAKİ TENİS TOPLARI

Bazen aşağıda paylaştığım örnek gibi olan güzel hikayeler sahiden insana yaşama keyfi veriyor. Daha iyi düşünmeye, yaşama olumlu bakmaya, iyiyle kötüyü daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

Olumlu düşünmek yaşamımızın her anında bize gerekli.

Ne zaman çıkmaza düşsek ya da hayatımızı olumsuz etkileyen bir olay olsa her zaman bu olayı olumlu yöne çevirmek bizim ana işimiz olmalı. Bazen sonucunu değiştiremediğimiz sağlık sorunları haricinde -ki bazı vak’alarda olumlu düşünen ve morali çok iyi olan hastaların tedaviye olumlu sonuç verdiğini görmüşüzdür- her olayda mutlaka bir çıkış yolu olacağını unutmamalıyız.

Klasik bir cümledir ama çok severim; “Her sağanak yağıştan sonra güneş daha parlak açar.”  

İşte hayat sahiden inişli çıkışlıdır. Nefesi ciğerlerinize doldurursunuz, ama ciğerinizin bir kapasitesi vardır. Sonra ciğere dolan nefesi vermeye başlarsınız, o verişin de bir sonu vardır. İşte hayatta böyledir. Her düşüşün bir sonu olduğu gibi her çıkışın da bir sonu vardır.

Ne zaman hayatınızda bazı şeyler çekilmez hale gelirse, ne zaman yirmi dört saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman kavanoz ve iki fincan kahve hikayesini hatırlayın.

Bir gün üniversitelerin birinde bir felsefe profesörü elinde bazı malzemelerle derse gelir. Ders başladığında hiç bir şey söylemeden önüne büyükçe bir kavanoz alır. Sonra da kavanozu ağzına kadar tenis toplarıyla doldurur. Ardından öğrencilerine kavanozun dolup dolmadığını sorar. Bütün öğrencileri hep bir ağızdan dolduğunu söyler. Bunun üzerine profesör önündeki kutulardan birinden aldığı çakıl taşlarını kavanoza döker. Çakıl taşları kayarak tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurmaya başlar. Profesör yeniden kavanozun dolup dolmadığını sorar. Öğrenciler yine hep bir ağızdan “doldu” diye bağırırlar. Arkasından biraz da kum atar kavanozun içine. Öğrenciler yine kavanozun dolduğunu zannederler. Profesör bu kez masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır. Başlar kahveyi kavanozun içine dökmeye. Bu kez de kahve kumların arasındaki boşlukları doldurur. Öğrenciler bu görüntüye gülerler. Bunun üzerine profesör öğrencilerine nasihat etmeye başlar.

“Bu kavanoz sizin hayatınızdır. Tenis topları hayatınızda değer verdiklerinizdir; Yani aileniz, çocuklarınız, sağlığınız, arkadaşlarınız gibi. Diğer şeyleri kaybetseniz bile bunlar hayatınızı doldurmaya yeter.”

Çakıl taşları ise sizin için daha az önemli olanlardır. Yani işiniz, eviniz, arabanız gibi. Kum ise ufak tefek şeylerdir. Şayet kavanoza ilk başta kahve doldurursanız çakıl taşlarına ve tenis toplarına yer kalmaz.

Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek olaylara harcarsanız, bu sefer önemli olaylar için vaktiniz kalmayacaktır. Dikkatinizi, mutluluğunuz için önemli olan olaylara çevirin. Çocuklarınızla oynayın, onlarla kaliteli zaman geçirin, sevdiklerinizle yemeğe çıkın, evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin. Öncelikleri sıralamayı iyi bilin. Gerisi hep çakıl ve kumdur.  

Bu arada öğrencilerden biri sorar; “Hocam peki konuyu çok iyi anladık ama son koyduğunuz iki fincan kahve nedir?”

Profesör gülerek cevaplar; “Bu soruyu bekliyordum. Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır.”