KOLLARI KOPARTMAYIN

Eğitim koçları ne yapar nasıl yönlendirir gibi soruların cevaplarını zaman zaman velilere vermeye ve onlarla iletişim koymaya çalışıyorum.

Her anne baba için çocukları çok değerli ve çocuklarının da başarılı olmalarını istiyorlar. Başarısızlıklarında başkalarının çocuklarının başarılarını anlatarak onları zaman zaman teşvik etmeye çalışıyorlar.

Ama çocukları ebeveyn olarak hayata iyi hazırlayabiliyor muyuz? Nerede hata yapıyoruz? Bu sorunun cevabı aşağıda saklı.

Eskiden Taksim’de özellikle haftasonları önünde sıra olan ve şimdi anlamsız bir boş bina olarak bırakılan Atatürk Kültür Merkezi (A.K.M) vardı. Bu merkezde devlet sanatçıları sanatlarını icra ederlerdi. Gerek güzel klasik konser ve operalar gerekse de dünyanın tanınmış eserlerinin sahneye konulduğu tiyatro eserleri mevcuttu. İnanın şu anda Devlet Opera ve Balesi denen kurum var mı yok mu bilmiyorum.

Varsa da o kadar az tanıtım var ki haberim yok.

İşte 1975 senesinde çok sevdiğim bir arkadaşımla birlikte Brecht’in “Kafkas Tebeşir Dairesi“ adlı oyununa gitmiştik. İyi hatırlıyorum, çok önceden bilet almıştık. Oyun biraz ağırdı. Ama ikinci perde ve oyunun sonu hafızamdan hala silinmedi.

Bu oyundan sonra sevginin ne olduğunu, özellikle bir anne veya babanın gerçekten sevdikleri çocuklarının canı yanmasın diye nasıl fedakarlıklarda bulunabilir daha iyi anlamıştım. Bu anne baba biyolojik anne veya baba olmasa da.

Brecht´in Amerika´da geçirdiği uzun göçmenlik yıllarının bir ürünü olan oyun, ilk kez Amerika´da, 1954´te ise Doğu Almanya´da Berliner Ensemble´ın yorumuyla sahnelenmiş. Brecht, Süleyman peygamberin, hakemlik ettiği bir olayda verdiği kararı, Rus devrimi sırasında yaşanan bir olaya uyarlayarak, bir toprak parçası için çekişen iki kolhozun uzlaşmasını anlatıyor. Bu oyununda ev sahibi kolhoz üyeleri anlaşmadan sonra konuklarına eski bir öyküyü oynarlar.

“Görünüşte bebeğinin üzerine titreyen, öksürdüğünde doktorları azarlayan bir prenses, kocası ayaklanmada öldürüldükten sonra sarayı terk ederken, uzun uzun hangi giysilerini yanına alacağını düşünür. Ancak çocuğunu o kargaşada sarayda unutup kaçar. Hizmetçi Gruşa çocuğu yangından kurtarır ve yanına alarak uzak köydeki kardeşinin yanına gider. Çocuğu, peşlerine düşen askerlerden kurtarmak için, kendi oğlu olduğu yalanını söyler. Aylarca bir sığınakta yaşar, nişanlı olduğu halde yaşlı bir adamla gönülsüzce evlenir.

İsyan bastırılıp başkente döndüğünde, nişanlısına gerçeği açıklar. İkisi evlenip, çocuğu evlat edinmek isterler. Ancak eski gücüne kavuşan prenses, saraya dönmesinin tek yolu olan çocuğunu geri almak için mahkemeye başvurur.

Yargıç, keskin zekası ve konuşma yeteneğiyle idamdan dönen aç gözlü eski bir hırsızdır. Şimdi de en çok kim para verirse ondan yana işleyen bir adaleti uygulamaktadır. Prenses parasıyla, Gruşa da sevgisiyle bu çocuğun gerçek annesi olduklarını kanıtlamak zorundadırlar.

Brecht, oyunda toprağın tapulu sahibine mi, yoksa onu en yararlı biçimde işleyen kişiye mi ait olduğunu tartışıyor. Bunu da, bir çocuğun, kendisini zor zamanlarda terk eden gerçek annesine mi, yoksa onu alıp her türlü güçlüğe göğüs gererek büyüten kadına mı ait olması gerektiğini tartışan ´tebeşir dairesi´ deneyi ile yapıyor.

Oyunun finalinde, çocuk ortaya tebeşirle çizilen dairenin içine bırakılıyor. Kadınlar aynı anda iki kolundan çocuğu çekmeye başlıyorlar. Kısa süre sonra prenses çocuğu kendine çekmeyi başarıyor. Yargıç Azdak, çocuğun prenseste kalması gerektiğine hükmediyor.

Gruşa´nın itirazı üzerine, çekişme tekrarlanıyor. Yine prenses kazanıyor. Gruşa yenilgiyi kabul etmeyip, ağlıyor.

Azdak;

-Madem çocuğu bu kadar çok istiyordun, niye gücünü sonuna dek kullanmadın? diye soruyor.

Gruşa´nın yanıtı:

-Çok sert çekip, kolunu mu kırsaydım? oluyor.

Bu hassas durumda Azdak´ın kararı, çocuğu, doğuran annesinden alıp, bakan annesine vermek oluyor.

İşte anne ve babalar Türkiye’nin eğitim sistemi düzensiz olduğu için ve senelerdir kuvvetli hem hayata hem de bilime hazırlayan okulun az olmasından dolayı çocuklarının kollarını kopartmak pahasına devletin parasız veya kuvvetli olduğu bilinen özel okullara hazırlıyorlar.

Etrafta orta veya lise sona gelmiş ama ideali olmayan, seveceği mesleğin okulunu okumak yerine bazen velilerinin yaptırımıyla, bazen de okul kazanamamanın getirdiği sonuçla etrafa tuhaf bakan, asosyal, özgüveni az ve daha yolun başındayken mental olarak hasta olmaya aday çocuklar var.

Bırakın çocuklarınızın kollarını, hayatlarına onlar karar versin.